Bir kısım yazılar...

Lampsakos - Lapseki adı nereden geliyor ?

 

Aşağıda açıklanacağı üzere bu kent Milattan Önce 1200 yıllarına kadar geriye giden bir tarihi bulunmaktadır. Her ne kadar bu bilgiler çok kesin delillere dayanmasa da bir kısım tarihi belgelerin ışığı altında bu tespitler yapılmıştır. Birçok kaynaktan derlediklerim şu şekilde;

 

Antik zamanda Luwi-Pelasg dilinde “boğaz halkının yeri” anlamına gelmektedir.

 

Strabon [1], Lampsakos kentine Bithynia-Mysia bölgesinde yaşamış Trak ve Frig karışımı Bebryklerin Kralı Mandros’un kızı Lampsake’nin adının verildiğini belirtmiştir. Bu olay, Polyainosun Strategemata’sında şu şekilde aktarılmıştır;

 

“Phokaialılar, Phoksos önderliğinde komşu barbarlar tarafından tahrik edilen Bebrykoslar‟ın kralı Mandron ile savaşa girdiler. Mandron, Phokaialolar‟ı kendi topraklarında ve şehirlerinden bir bölüm alarak buraya yerleşmeleri konusunda ikna etti. Phokaialılar‟ın birçok kez çarpışmalarda üstün gelmeleri ve bu çarpışmalardan çok ganimet elde etmeleri Bebrykoslar‟da kıskançlık yarattı. Öyle ki Mandron yurdundan uzaktaki Yunanları pusuya düşürerek hainlikle ortadan kaldırmak istediler. Mandro‟nun genç kızı Lampsake bu planı öğrenerek bunu engellemeye çalıştı. Ancak ikna edemeyince, gizli bir şekilde onların bu olaylarını Yunanlılara bildirdi. Yunanlılar da parlak bir kurban töreni düzenleyerek onları surların dışına barbarları ise şehrin içine çağırdılar. Yemek için uzananlar iyi bir şekilde eğlediler, Phokaialılar ise iki gruba ayrılarak bir grup surları aldılar ve diğer grup ise yemek yiyenleri ele geçirdi ve şehri kontrol altına aldılar. Bundan dolayı Lampsake‟yi büyük bir insana yakışır şekilde onurlandırdılar ve şehri ondan dolayı Lampsakos diye adlandırdılar.”[2]

 

Yunan hakimiyeti öncesi kent Lampsakos adını almadan “Pitiyara – Pityura – Pityousa (Πιτσούσ(σ)α)” gibi isimler ile anılmaktaydı. Kentin adının Lampsakos olarak değiştirilmesi ise bölgede yaşanan ve yukarıda aktarılan bir olaya dayanmaktadır. Yunan kolonistler Pityousa‟ya geldiklerinde, kralın da olmadığı bir zamanda yerliler tarafından saldırıya uğramışlardır. Ancak Babrykler kralının kızı Lampseke yerlileri durdurmuş ve kolonistlerin öldürülmesine engel olmuştur. Lampseke‟nin bu yardımı neticesinde şehri ele geçiren kolonistler, kente Lampsakos (Λάμψακος) adını vermişlerdir.[3]

 

Mela‟ya[4] göre ise kentin ismi “parlak” anlamına gelen Yunanca “Lampos” kelimesine dayanmaktadır. Bu görüş kentin kuruluş efsanesine de uygun düşmektedir. Kentin kuruluş efsanesinde Phokaialalar koloni kent kurma kararı alıp bunu Apollon rahiplerine danıştıklarında, aldıkları cevap koloni kuracakları yerin nerede üzerlerine ilk kez şimşek çakarsa orada bir kent kuracaklarından söz edilmektedir.[5] Bu da ilginç bir düşünce. Zira etimolojik olarak latin dilinde “lampas” ışık, meşale anlamında kullanıyor. Antik Yunan da ise “lampás” olarak geçen kelime ışık, meşale ve meteor olarak geçiyor. Mela’nın iddia ettiği gibi “lampas” ın şimşek olarak anıldığına rastlamadım. Ama bunun doğru olabileceğini düşünüyorum. Zira eski kaynaklarda Lampsakos adı geçtiğine göre, Latincede ışık olarak kullanılan “lamp” kökü ile buranın bir ilgisi olması gerektiğini düşünüyorum.

 

Eusoibos (Chronik), Lampsakos’un M.Ö. 654/53 yılında Phokaialılar tarafından kurulduğunu aktarır. Strabon ise şehrin kuruluşunu Miletos’a bağlar (Strabon, XIII, 19) Kentin adı Bithynia bölgesindeki Bebryker Kralı Mandros’un kızı Lampsake’den gelmektedir. Bir başka görüşe göre şehrin adı Fenike kökenli olup geçiş anlamına gelmektedir.[6]

 

Halikarnas Balıkçısının aktardığına göre ise, “Bu kentin İsa’dan yedi, sekiz yüzyıl önce adı “Pitiyusa” idi. O zamanlarda bu kentin yakınlarına gelen bir İyon kafilesi az kalsın ora halkı tarafından kılıçtan geçirilecekti. Pitiyusa kralının genç ve güzel kızı Lamseke, zavallı İyonları kurtardığı için kente kızın adı verilerek “Lampsakus” adı verildi.[7]

 

Bir diğer isim tahmini ise Evliya Çelebi’den gelmiştir. O da Seyahatnamesinde “Deniz kenarından uzak bir bayır ve seki (yükseklik-basamak) üzerinde incirli bir orman vardı. Türkler incire “Löp” derler. İşte burada yapılan bu şehre de incirli seki (tepe) anlamında Lapseki denmiştir ki adı Löpseki’den gelir”[8] Böyle bir bakış açısı mantıklı olabilir ancak çok eski kaynaklarda Lapseki’nin adının Lampsakos olduğu tarihsel gerçeği karşısında çok da gerçekçi olduğunu düşünmüyorum.

 

Görüldüğü üzere kentin ismi ile ilgili birçok rivayet bulunmakta. Bence Strabon’un değindiği prenses Lempsakos biraz da mitolojik bir olay. Nitekim Lampseke adlı prenses tüm Mitolojik Sözlüklerde geçmektedir. Daha çok masalsı bir düşünce. Bu sebeple en mantıklı cevabın “Lamp” yani “Işıkla” ilgili olduğunu düşünüyorum. Bu belki kuruluş tarihindeki bir meteor veyahutta büyük şimşeklerden esinlenilmiş olabileceğidir. Eylül 2025

 

[1]

Strabon Amasya ilinde M.Ö. 64 veya 63 yılında doğmuş bir gezgin ve coğrafyacıdır. Geographumena veya Geographika (Coğrafya) adlı 17 kitaptan oluşan bir eseri bulunmaktadır. Bu eserin 12,13 ve 14. Kitapları (Ciltleri) Anadolu Coğrafyası ile ilgili olup, günümüze ışık tutmaktadır. Amasya’da Yeşilırmak kıyısında heykeli bulunmaktadır. MÖ 44’te öğrenimini sürdürmek amacıyla Roma’ya gitti. MÖ 31’e değin Roma’da kaldı. MÖ 29’da Yunanistan’ı gezdi. MÖ 28’de Mısır’a gitti. Roma İmparatorluğu’nun büyük bir bölümünü dolaştı. Roma ve İskenderiye’de uzun süre kaldı.

 

[2]

Antik dönemde Lampsakos kenti ve sikkeleri, Özkan Ertoy, Yüksek Lisans Tezi Ankara sahife 15

 

[3]

Ertoy, a.g.e sahife 4

 

[4]

Pomponius Mela Endülüs doğumlu olan ve M.S. 45 de öldüğü tahmin edilen Romalı bir tarih ve Coğrafyacıdır. De situ orbis libri ııı diye bir eseri bulunmaktadır. Bu eserde Türk kelimesinin ilk kez yer aldığını tarihçiler bahsetmektedir.

[5]

Ertoy, a.g.e sahife 5

 

[6]

2003 Yılı Lapseki (Lampsakos) ve Çan İlçeleri yüzey araştırmaları, Nurettin Arslan, Kültür ve Turizm Bakanlığı 22. Araştırma Sonuçları Toplantısı Cilt 2 Sahife 317 vd.

[7]

 

Halikarnas Balıkçısı (Musa Cevat Şakir Kabaağaçlı) Merhaba Anadolu, 7. Basım sahife 186 vd.

 

[8]

Lampsakos’tan Lapseki’ye Kuruluşundan Cumhuriyete, Aslan Buğdaycı sahife 12